ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM KÜNYE

   

    
ARAŞTIRMACI!..Haziran 29 2016

ANASAYFA   |  HABER ARA  |  FOTO GALERİ  |  VİDEOLAR   ANKETLER  |  SİTENE EKLE  |  RSS KAYNAĞI  |  İLETİŞİM  |  KÜNYE

HATA, KUL HAKKI, ZULÜM VE FAZİLET ÜZERİNE

E.Gürsel EROL

Mayıs 13 2016, 14:12

E.Gürsel EROL



HATA, KUL HAKKI, ZULÜM  VE FAZİLET ÜZERİNE

İnsan, hata işlemeye müsait bir fıtratta yaratılmıştır. Bu sebeple dolayı, nefsi aklına galebe çaldığı zaman hata yapması daha belirgin bir şekilde ortaya çıkar. Bazen de insan farkında olmaksızın, bilmeyerek hata işleyebilir.  Kısacası insan, beşeri özellikleri sebebiyle, zaman zaman kusur ve hatalar işleyebilir. Ancak, farkına vardığı zaman hemen Allah Teâlâ'dan af veya hakkına tecavüz ettiği kişiden özür dilemesi, güzel bir ahlâk örneğidir. Çünkü "hatadan dönmek de bir fazilettir. "

Sağlık Bakanlığında 663 sayılı KHK ile veya diğer Bakanlık ve bağlı kuruluşlarında çeşitli KHK’ler ile gıyabında kadro unvanları ARAŞTIRMACI olarak değiştirilen, yeniden yapılandırma esnasında kendilerine görev verilmeyen İl Müdür Yardımcısı, Şube Müdürü, Hastane Müdürü, Hastane Müdür Yardımcılarının iki tür kaybı olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Birincisi idari yapıda yönetsel kadro unvanlarının ellerinden alınması, ikincisi ise çok önemli düzeyde maddi kayıplarının oluşturulmasıdır. Zaman zaman bu konudaki görüşlerini gerek Derneğimizin gerekse ilgili diğer STK’larının web sayfasına taşıyan arkadaşlarımızın yazdıklarına baktığımda, yönetsel kadrolara yeni atanmış arkadaşların yetersizlikleri ile ilgili vurgularda bulunduklarını ve hatta yanlışlıklarını ifade etme gayretine girdiklerini görüyorum. Yeni görev almış arkadaşlarımızın tamamının bilgi, tecrübe ve yeterlilikten mahrum olduklarını söylemek doğru olmayacağı gibi bizim asıl işimizin ve mücadelemizin yeni yapılanmada görev almış arkadaşlarımızın kusur ve ayıplarını takip etmek değil, uğradığımız ve ailece mağduriyetlerimize sebep olan haksızlığı dile getirmek, yapılan hatayı gösterebilmek ve düzeltilmesini sağlamak olmalıdır, düşüncesindeyim. Zira isimlerinden biri de "Settâr" olan Allah Teâlâ, kullarının kusur ve hatalarını, günahlarını örterek gizler ve diğer kulların bilmesine engel olur. Bu itibarla Cenâb-ı Hakk'ın bir sıfatı da "Settârel-Uyûb" (ayıpları örten, gizleyen) dir. Eğer O'nun bu ismi kulları üzerinde tecelli etmeseydi, insanlar birbirlerinin kusurlarına muttali olur ve birbirlerine karşı rezil olurlardı. Böylece toplum içinde çeşitli huzursuzluklar meydana çıkardı. Hz. Peygamber (s.a.s) hataları örtmek hususunda mü'minleri teşvik etmektedir: " Kim, dünyada müslüman kardeşinin ayıbını örterse, Allah da onun ayıbını âhirette gizleyip kapatır" (Müslim, Birr, 58, 72).

Sevgili meslektaşlarım. Cenab-ı Allah; El-Fussşilet suresinin 34.ayetinde; "İyilikle kötülük bir değildir. Sen kötülüğü en güzel olan iyi bir hareketle önle. O vakit bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan biri yakın bir dost gibi olmuştur" buyurmuştur. Bizler her şeyden önce inananlar olarak usulet ve suhuletle davranabilmeliyiz.

Başta da belirttiğimiz gibi yanlıştan dönmek, hatadan dönmek akıllı insana özgü bir fazilettir. Uzmanlar, bazı insanlarda “dediğim dedik” anlayışının var olduğunu,
yanlış karar verdiğinde veya yanlış konuda söz verdiğinde yanlış kararından veya sözünden dönmeyi eksiklik kabul ettiğini belirtirler.  Esasen yaşamında her insan hata yapabilir. Eğer  o konuda yeterli bilgi tabanı yoksa,  kendisine doğru bilgi verilmemişse veya kandırılmışsa, ya da aklı yerine duygu veya dürtüleriyle bir karar almış ya da söz vermişse hata yapması her zaman mümkündür.Bazen hata yapan veya yapmaya teşebbüs edene ortaklık yapanlar daçoğalmaktadır. İnanın bizim meselemizin kısa özeti tamamen bundan ibarettir.


            Burada faziletli ve olgun davranış, verilen karar ya da sözden dönüp; gerçeğin hakkı ya da gereği neyse onu uygulamaktır. Olgun insan, yanlış veya hata yapıp da ardından uyarıldığında, duygusallığını bir yana atıp, bu hatasından dönebilen insandır. “Ben yaptım oldu.”, “ Ben istedim oldu” gibi anlayışların yanlış olduğu her aklı-selim insanın kolaylıkla kabul edeceği gereksiz saplantılardır.  Hatada ya da yanlışta ısrarın bedeli, pahası çok ağırdır. Bazen kaybedilen nice yıllara, bazen  insanın sağlığına veya yaşamına mal olur. Telâfisi de mümkün olmaz. O zaman insan sadece hata işlemekle kalmaz işin içine bir de kul hakkı girer. Hakkının zayiine sebep olduğu insanların, çoluk-çocuğunun hem “hak yüküne” hem de beddualarına ister-istemez maruz kalır. Rabb’im tüm inananları bu yükten ve bu hesaptan muhafaza etsin.


Kul hakkı, maddi manevi insana yapılan her türlü haksızlık ve kötülüktür. Kuran’a

baktığımız zaman Yüce Allah’ın kul hakkına ne kadar büyük önem verdiğini görürüz. Öyle ki bir insan hatalarından, eksiklerinden dolayı, samimiyetle tövbe edip Allah’tan bağışlanma dileyebiliyorken, kul hakkında mutlaka haksızlığa uğrayan kişiyle görüşüp, bizzat helallik alınması gerekiyor.

 

Allah yolunda canını veren bir mümin, bunun büyük mükâfatını görmesine rağmen, kullara olan borçlarından kurtulamıyor. Zira kul hakkının affını Cenabı-ı Hak kula bırakmış. Aynı şekilde, samimi tövbe eden bir müminin de geçmiş günahları affolunuyor, ama kul hakkı bu affa da girmiyor. Yüce Allah, zulmederek ve haksızlık yaparak kul hakkına saygısızlık edenlerle ilgili şöyle buyurmuştur ’Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, artık onlara yapılacak bir şey yoktur. Ancak insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere ceza vardır. İşte acıklı azap bunlaradır.’’(Şura suresi-42)

 

Kul hakkı her insan için geçerlidir. Müslüman olsun olmasın, insana yapılan her türlü haksızlık kul hakkına giriyor. Dinimizin bu konuya önem vermesinin nedeni, kul hakkı yemenin yalnızca kişilere değil topluma da zarar vermesidir. Çünkü insanların birbirlerine ve haklarına saygı göstermediği bir toplumda, birlik ve beraberlikten, huzurdan söz edilemez. Kul hakkı maddi olabildiği gibi manevi de olabilir. Örneğin; bir kimse hakkında gıybet etmek, yapılan bir iyilik karşısında teşekkür etmemek, çalıştığı işyerinde görevinin layıkıyla yapmamak, aracından bilerek yayanın üzerine çamur sıçratmak, insanları bilerek yanlış bilgilendirmek .... vs  kul hakkıdır.

 

‘’ Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sahibine geri vermek, yüzlerce lira sadakadan kat kat daha sevaptır. Bir kimse, Peygamberlerin yaptığı ibadetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez. ‘’ Hadisiyle kul hakkının ne kadar önemli olduğunu anlayabiliyoruz. Kul hakkından kurtulmanın tek yönü, hakkı yenilen insandan helallik almak, mümkünse hakkını teslim etmektir.


              İnsanın bir hata yaptığında bunu saklamaya çalışması, bahaneler bulması, hatasını örtmek için samimiyetsiz yollara girmesi ya da bunun için yalan söylemesi Kur’an ahlakına uygun değildir. Allah'tan korkan, âhirete inanan ve hesap gününde dünya hayatında tüm yaptıklarından sorguya çekileceğini bilen bir insan böyle bir tavır göstermekten sakınır. Bu yüzden de insanların ne düşüneceğini değil, yalnızca Allah'ın rızasını kazanmayı amaçlar. Kuran ahlakına uygun olmayan bir davranıştan titizle kaçınır.

 

            Hatadan dönmek erdemliktir, büyüklüktür, fazilet müessesesinin en önemli olgularındandır. İnsanız. Fıtratımız gereği elbette hata yapacağız. Bazen hatalar yaparak doğruları bulacağız. Önemli olan yapılan hatayı kısa zamanda fark ederek hatadan dolayı zarar verdiklerimizi, mağdur ettiklerimizi daha fazla eziyetlere sokmadan yapılan hatadan dönüp onu düzeltmektir.

 

Hiç şüphesiz bu hataya devam etmek zulümdür ve zulüm Allah’ın sevmediği bir ameldir. Cenab-ı Allah (c.c.) A’raf suresinin 44. Ayetinde; “Allah'ın lâneti, zalimlerin üzerine olsun“ buyrularak zalime lânet okunmuştur. Bakara Suresinin 258. Ayetinde de; “Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.”  buyurmuştur. Kur’an-ı Azim’den de anladığımız kadarıyla zulüm ebedi devam etmemektedir ve zulmedenlerin sonu ise hüsrandır, helâktır.

            “Bunlar bildiğimiz şeyler, bunları niye yazıyorsun be birader” diyen olacaktır elbet. Hiç  ! Hepimiz insanız ve  bazı şeyleri zaman zaman unuturuz. Biz de “Mü’min, mü’mini düştüğü Karun-i ve Firavun-i gafletten uyarandır” sözünden hareketle bir hatırlatmada bulunduk. Hakkı iadede bulunmak, kul hakkının zayiine razı olmamak, iade-i itibarı sağlamak üzere gereğini yapmak gerekmektedir.  Gerek 663 sayılı KHK ile ve gerekse diğer KHK’ler ile birçok yöneticisini aileleriyle birlikte çok açık ve bariz bir biçimde mağdur eden, yıllarca bilgi, tecrübe ve gayretleri ile devletine hizmet eden ve “Sağlıkta Dönüşüm Projesinin” başarıya ulaşmasının hiç şüphesiz mimarları olan bu insanları bulundukları mahalde itibarlarını rencide eden ve asdlında farkında olunan bir yanlıştan ve hatadan dönmek gerektiği çok açıktır. Bu yanlışa veya  hataya sebep olanlar şayet faziletli ve idrak sahibi kimseler iseler bunu yapmaları güç olmasa gerek !

 

            Edip Erol olarak inandığımızı dile getirdik. İfade ettiğim bir sözüm vardır. “Nefsin istikameti, belirler akibeti”. Hepimizin akibetinin Allah ve Resul’ünün istediği halde olması dileklerimle hayırlı Cuma’lar dilerim.

           

Sürç-i lisan ettiysek affola.

            Sevgi ve saygılarımı sunarım…

Bu haber 17816 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

EN ÇOK OKUNANLAR

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

GALERİ

BÜTÜN HAKLARI SAKLIDIR
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi