Son güncellenme :27.12.2018 20:50

Anasayfa > Bizden Haberler, Genel, Güncel, Sondakika, Türkiye > HELAL KAZANÇ VE BİRLİKTELİK!..

27.12.2018 Per, 20:50

Malın hayırlı olması asıldır. Zaten “hayr” kelimesi bazen “temiz ve çok mal” anlamına gelmektedir. Mal temiz olmazsa haram yollardan kazanılmış veya zekatı verilerek temizlenmemiş demektir. Gıdası haram olanlar bir nevi pislikle beslenmiş olmaktadırlar. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in de buyurduğu gibi “Haramla beslenen vucut yanmaya daha lâyıktır.”

Haram kazanç bütün fenalıkların sebebidir. Haksız yollarla elde edilen servet başkalarını sömürmek, düşmanlıkları körüklemek, dostlukları öldürmek demektir. Dünyadaki bütün çatışma ve harplerin ana sebebi haksız servet elde etme hırsıdır. Dünyada barış ve huzurun hakim olması âdil bir servet dağılımına bağlıdır. Malların belli kesimlerin tekelinde olması, yoksul kesimlere ulaşmaması vucuttaki kanın bedenin her kesimine ulaşmamasına benzer. Kanın ulaşmadığı organlarda hayatiyet yoktur. Sağlıksız bir ekonomi sağlıksız bir dünya demektir.

Kazanç hayatın vazgeçilmez şartıdır. Kur’an ifadesiyle “geçim kaynağı” (Nisa, 5) dır. Mal; su ve hava gibi hayati olmakla beraber temiz ve helal olmazsa zehirli su ve hava gibi öldürücü de olabilir. Mal hırsı sebebiyle işlenen cinayetler, çıkarılan harpler ortadadır. Bir damla petrolü bir damla kandan daha önemli gören emperyalist bir anlayışın dünyamızı ne hale çevirdiği malûmdur.

Haksız kazancın yol açtığı kötülükleri görüp özel mülkiyetin büsbütün yasaklanmasını savunanlar olmuşur. Thomas More (Tomas Mor 1478-1535) bunların başında gelmektedir. T. Mor’a göre özel mülkiyet oldukça toplumsal adaleti sağlamak asla mümkün değildir. Ütopya isimli eserinde şunları söylemektedir: “Ütopyada cimrilik imkansızdır, çünkü  orada para kullanılmaz. Zaten büyük dertlerin kaynağı o değil mi? Yolsuzlukların, hırsızlıkların, vurgunların, kavgaların, kargaşaların, tartışmaların, ayaklanmaların, cinayetlerin, zehirlemelerin paranın yok olduğu gün ortadan kalkacağını kim bilmiyor?” İnsanların putlaştırdığı altını lanetleyen Shakespeare (Şekspir) Atinalı Timon hikayesinde şunları söylüyor: “Ne görüyorsun? Sarı, parlak ve değerli maden, altın mı? Bu azıcık altın bile siyahı beyaz, çirkini güzel, haksızı haklı, rezili asil, yaşlıyı genç, korkağı yiğit yapmaya yeter. Bu sarı maden, gizli entrikaları hazırlar, lânetliyi kutsal, hırsızları ünvanlarla, saygınlık ve övgülerle senatör koltuklarına oturtur… Haydi! Ulusların arasına anlaşmazlığı sokan lanetli toz, insan türünün yosması, seni dağdaki yerine geri göndermek istiyorum.”

Serveti ilahlaştıran, altın ve gümüşün kulu olanlar hem kendilerini hem de toplumları mahvederler. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu gerçeği şöyle ifade etmişlerdir: “Altın ve gümüşe kul olan helâk oldu.” (Buhari, Cihad, 70)

Görüldüğü gibi servet hem hayâtidir, hem de hayatı yok edecek konumdadır. Malın hem zehir hemde panzehir olması helâl ve haram olmasına, hayır veya şer yollara sarfedilmesine bağlıdır. Servet hayırsız, servet sahibi de hayırsızsa netice mutlaka hayırsız olur. Tersine mal hayırlı, mal sahibi de hayırlıysa netice şüphesiz hayırlı olur. Peygamber Efendimiz ne güzel buyurmuş: “Hayırlı mal hayırlı kimse için ne güzeldir.” (A. b. Hanbel, 4/197)

Temiz ve hayırlı servetler daima hayırlı amellere vesile olur. Babamız Hz. Adem ile anamız Hz. Havva şeytanın sözüne uyarak yasak meyveden yedikleri için cennetten oldular. Haramlar cenneti ceheneme çevirir. Yüce Mevlamızın şu emrini daima göz önünde bulundurmalayız: “Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz şeylerden yiyin. Şeytanın peşine takılmayın.” (Bakara, 168) Şeytanın peşinden gidenlerin yolu mutlaka haramlara çıkar. Şeytanı kılavuz edinenler kargayı kılavuz edinenler gibidir. İkisi de pisliğe götürür.

Serveti helâl ve temiz yollardan kazanmak önemli olduğu gibi temiz ve helal yollara sarfetmek de önemlidir. Hırsızlık, yalan, hile, aldatma rüşvet, kumar gibi yollarla mal edinmek haram olduğu gibi haram yollara para sarfetmek de haramdır. Yüce Mevla şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak size yerden çıkardıklarımızdan hayra harcayın.” (Bakara, 267) El emeği, alın teri, göz nuruyla elde edilen kazançlar bereketlidir. Efendimiz şöyle buyurdular: “Hiç bir kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir kazanç yememiştir. Şüphesiz Allah’ın peygamberi Dâvud (a.s.) da eli ile kazandığını yerdi.” (Buhari, Büyû, 15)

Yüce Peygamberimiz fakirlikten Allah’a sığınmış, fakirliğin küfre götüren yol olduğunu bildirmiş. Fakat ne pahasına olursa olsun, zengin olmayı tavsiye etmemiştir. Aslolan helâlinden kazanmaktır. “Keşke biz de Karun gibi zengin olsaydık” (Kasas, 79) diyenler, Kârun ve sarayının yerin dibine geçtiğini görünce söylediklerine pişman oldular.

Gücü, imkanı ve fırsatı olduğu halde çalışmayıp insanlara yük olanlar, dilenciliği meslek edinenler İslam’ın ve müslümanların yüz karasıdırlar. Müslüman zekât vermek, hayır-hasenât işlemek için çalışan, alan değil veren konumunda olmayı arzu eden kimsedir. “Dul kadınlar ve yoksulların ihtiyacını gidermek için çalışıp çabalayan kimse, Allah yolunda cihad eden, geceyi ibadetle geçiren, gündüzü de oruçla tamamlayan kişi gibidir.” (Buhari, Nafakât, 1)

Helâl yollardan kazanıp hayır yollarına sarfetme hususunda ecdadımız bizim için çok güzel örnek teşkil etmişlerdir. Kurdukları vakıflar, sebiller, hanlar, kervansaraylar, Darû’l-acezeler, Daru’l-eytamlar, Daru’ş-Şifalar, köprüler vs. gibi insanlara yönelik hizmetler yanında hayvanların bakım ve tedavilerine yönelik hizmetleri bile ihmal etmemişler, kelimenin tam anlamıyla örnek bir medeniyet kurmuşlar, fânî olan servetleri bâki hedefler için harcamışlardır.

Servetlerini hayır yollarında sarfedenler, serveti asla bir sömürü ve tahakküm aracı haline getirmezler. Güçlerini başkalarıyla paylaşanlar başkalarının gücünü sömürmek şöyle dursun onların gücüne güç katarlar.

Bu anlayışa sahip bir toplumda güçler çatışması değil güçlerin birliği söz konusudur.

Birlikten kuvvet doğar, haksız ve zalim kuvvet ise birlik ve kardeşliği boğar.

Azgın hırslarla elde edilen haram kazançlar, haksız ve insafsız rekabetler dünyamızı yangın yerine çevirdi. Yapılan hesaplara göre dünyamızda üretilen besinler 8 milyar insanı doyurabilir. Fakat sadece üç ülke, Amerika, Kanada ve Avustralya yüz milyon tonluk tohum fazlalığını izinsiz olarak kendilerine ayırmaktadırlar. Oysa ki bu tohumların %3 veya %4’ü açlıktan dolayı gerçekleşen milyonlarca ölüme engel olmaya yeter. (Garaudy. a.g.e. sh: 265-266)

Hayırsız insanların ellerindeki hayırsız mallar gün  be gün dünyamızı hayırsız ve belirsiz bir akıbete sürüklüyor. Allah encamımızı hayreylesin. Bu karanlık gidişe dur demek için en güçlü silah demek olan servete sahip çıkmak ve onu haramilerin sorumsuz ve hayırsızların eline geçmekten korumak gerekir. Bu aynı zamanda Cenab-ı Hakkın emridir: “Allah’ın sizin için geçim kaynağı kıldığı mallarınızı sefihlere vermeyiniz.” (Nisa, 5)

Bu nasıl mümkün olur denirse, öncelikle bu, tehlikeyi farketme ve tedbir alma mecburiyetini hissetme meselesidir. Müslüman olmanın gereği alıcı değil verici konumda olmaktır. Bunun için zengin olmanın en önemli yolu olan ticarete hakim olmak gerekir. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Rızkın onda dokuzu ticarettedir.” Üretici olmak elbette önemlidir. Fakat ticaret kazanç açısından daha önemlidir. Paralar büyük marketlere gitmektedir. Yahudiler bunu bildikleir için eskiden beri ticarete hakim durumdadırlar. Tezgahlarını daima paranın en son varacağı noktada kurmaktadırlar. Müslümanlar zorla kazandıkları paraları kolayca düşmanlarına teslim ediyorlar. Kimlerden alış veriş yaptıklarına bakmıyorlar. Bu fert bazında da böyle, İslamî ülkeler bazında da böyledir. Düne kadar İslam ülkelerinin kendi aralarında ki ticaretin toplam ticaretlerinin ancak %10 kadar olması çok vahim bir tablodur. Kendi aralarında ortak Pazar, ortak para bilinci, ortak finans kurumları tesis edememeleri acınacak bir durumdur. İbadet yönü yanında ticari yönü de olan hac dahi yabancıları zengin etme vasıtası olmaktan kurtarılamadı. Seccade, takke, tesbih, örtü gibi ibadet araçları yabancılar tarafından üretilmekte. İbadetler bile yabancıların, hatta düşmanların zenginleşmesine alet edilmektedir. Her müslüman harcadığı her kuruşun hesabını iyi yapmak mecburiyetindedir. Bu hassasiyet hem kendisi, hem İslam alemi, hem de bütün insanlık için gereklidir. Düşmanlara para kazandırmakla onların eline silah tutuşturmak arasında fark yoktur.

Satırlarımızı Hz. Peygamber (s.a.v.)’in mübarek sözünü tekrar ederek noktalayalım: “Hayırlı mal hayırlı kimse için ne güzeldir.”

Cumamız Mübarek Olsun.

Hicazi Arslan 27.12.2018

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.