Son güncellenme :06.09.2018 19:22

Anasayfa > Bizden Haberler, Genel, Güncel, Sondakika > FEYZUL FURKAN -1 –

06.09.2018 Per, 19:22

Kıymetli arkadaşlarım.Allah kelâmı Kuran-ı Kerîm’i en iyi şekilde anlamak ve yaşamak biz Müminlerin birinci vazifesidir.Bu haftadan itibaren her cuma günü inşallah sure sure Kuran’ı Kerim mealini ve kısa tefsirini sizlerle paylaşacağım.Hem tekrar hatırlamış oluruz hemde eksik bilgilerimizi tamamlarız inşallah .Cenâb-ı Hakk cümlemizi Kuran’ı Kerim’i hakkıyla anlayıp hayatına taşıyanlardan eylesin.Hicazi Arslan

 

FÂTİHA SÛRESİ

Mekke döneminde nâzil olmuştur. Yedi âyettir. Kur’ân-ı Kerîm’in başlangıç sûresi olduğu için “açan” anlamında Fâtiha şeklinde anılmıştır.  Aynı zamanda “Ümmü’l-Kitâb” (Kitab’ın anası/özü), “el-Esâs” gibi adları da vardır.

Fâtiha Sûresi / Açıklama
1. Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
Fâtiha Sûresi / 1.Ayet
2. Hamd(in övme ve övülmenin her türlüsü), âlemlerin (tek) Rabbi* olan Allah’adır.
* Rablık bir insan, bir toplum veya bir şey üzerinde otorite iddiasında bulunmaktır. Rab aynı zamanda besleyen, büyüten ve varlığı devam ettirme gücüne sahip olandır. Kurumsal olarak kâinatta her türlü otoritenin asıl kaynağı, sahibi ve hayata hükmü geçerli olandır, ki O da ancak Allah’tır. O’nun emrini beğenmemek ve dışlamak Allah’ı Rab olarak tanımamaktır.

Fâtiha Sûresi / 2.Ayet
3. (O) Rahmân’dır (dünyada bütün yaratıklara bol merhamet edendir), Rahîm’ dir (âhirette yalnız mü’minlere acıyıp mağfiret edecek olandır).
Fâtiha Sûresi / 3.Ayet
4. Din gününün (yani hesap ve karşılık görme gününün) mâliki/hükümrânıdır.
Fâtiha Sûresi / 4.Ayet
5. (Ey Rabbimiz!) Yalnız sana (ibadet ve itaatle) kulluk eder ve (her hal ve ihtiyacımızda) ancak senden medet umar/yardım dileriz.
Bu âyet inananların Allah’a verdiği bir taahhüttür. Bilmemiz gerekir ki Allah’a kulluk, yalnız O’na ibadet etmekle değil, hem ibadet hem de emir ve yasaklarına itaatle gerçekleşir. Çünkü Allah, yalnız ibadet ilâhı değildir. Bunun içindir ki İslâm “lâ ilâhe illallah” ile başlar, “iyyâke na‘büdü” ile yürürlüğe girer. Kur’an’da birçok yerde Allah’a kulluk emredilir. Çünkü insanları, bütün emirlerine itaatte kul etme hakkı ancak O’nundur. Zaten Allah da insanları bunun için yaratmıştır.Çünkü Bir’e kul olmayan bine kul olur; Allah’a kullukta yücelik ve hürlük, kula kullukta ise esaret ve küçülme vardır. Seyyid Kutub, tefsirinde; “Öyle bir zaman gelir ki insanlar, Allah’ı sözde inkâr etmeyebilir, O’na ibadeti de terketmezler ama o ibadeti ya birine gösteriş olarak yaparlar, ya helal ve haramı (serbestlik ve yasakları) tayin ve ilanda, başkalarının İslâm’a aykırı emirlerine istekle itaat ederler ya da İslâm’a aykırı olarak bir kimseye sığınmak ve ondan bir pâye elde etmek isterler ki bu durumda onları rab kabul etmiş, onlara tapmış ve kulluk etmiş olurlar.Böylece ‘müslümanım’ dedikleri halde –Allah korusun– şirke düşerler.” der. “İslâm öncesi Arap müşrikleri de ideolojileri yönünden Allah’ı inkâr etmiyorlar fakat O’nun, hayatlarında hükümleri geçerli olan Rab olmasını kabul etmiyorlardı. İşte Allah’a Rab, Mâlik (Hükümran) ve tek İlâh olarak inanmamak şirk olur.”

Fâtiha Sûresi / 5.Ayet
6. Bizi doğru yola (İslâm’a) ilet (İslâm ile yaşat).
Fâtiha Sûresi / 6.Ayet
7. Kendilerine (lütfundan) nimet verdiğin kimselerin yoluna (ilet); (emirlerine âsi olmuş ve) gazaba uğramışların ve sapıtanların değil (Yâ Rabbi).* (Âmin…)**
* Yahudiler, hıristiyanlar ve diğerleri gibi. Yahudiler dinlerini merasimleştirdiler, peygamberlerini küçük düşürdüler, devre dışı bıraktılar, hakaret ettiler, hatta bazısını öldürdüler. Hıristiyanlar ise peygamberlerini ilâhlaştırdılar. “Din vicdan işidir.“ diye onu vicdanlara hapsettiler ve dini dünyevîleştirdiler. Halbuki inancın/dinin, kişinin iç dünyasına ait birşey olduğunu söyleyip onu vicdanla sınırlı bir alan içine hapsetmek ve kişiyi, dinî yaşamından engellemek yanlış ve geçersizdir. Çünkü vicdanda olan herşey her yerde var demektir. Bu yönden bunu hegemonik/baskıcı usul ve üslupla bastırmak insan onurunu zedeleyen bir tavır olmuştur.

** Âmin, “Öyle olsun, kabul eyle” anlamındadır ve “âmin” demek sünnettir. Sesli namazlarda Hanefîler’de imam ve cemaat sessiz; Mâlikîler’de yalnız cemaat sesli; Şâfiî ve Hanbelîler’de imam ve cemaatin sesli okumaları menduptur. Besmele, İmam Şâfiî’ye göre sûreye dâhil sayıldığından sesli namazlarda açıktan okunur. İmâm-ı Âzam ve Mâlik’e göre yedinci âyet “gayri’l-magdûbi…”dir.

Fâtiha Sûresi / 7.Ayet

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.

Bu yazıya yorum yapmak için yetkiniz yok.