Son güncellenme :11.10.2016 21:33

Anasayfa > Bizden Haberler > YENİDEN TÜRKİYE, YENİ TÜRKİYE VE YÖNETİCİLER !

11.10.2016 Sal, 21:33

Bu yazımı “kalkışma girişimi” daha doğrusu “darbe girişimi” olayından önce kaleme almıştım. Ancak her nedense sayfamızda yayınlamak nasip olmadı. Şimdi daha da bir anlam kazandığını düşünerek siz kıymetli okuyucularla paylaşmak istiyorum. Sizler de ilgili yerlerle ve zatlarla paylaşırsanız genel beklentilerimize çare olacak ve sorunları asgariye indirmeye etki edecek genel bir katkının ortağı olacaksınız diye ümit ediyorum.

Aileden başlamak suretiyle toplumun ya da bir devletin en önemli ve can alıcı noktasının yönetmek ve yönetilmek olduğunu savunurum. Bu sebeple özellikle yönetenin bazı vasıflarının belirgin olması gerektiğini, bu vasıfların dışındaki değerlerin yöneticide ancak artı değer olarak izah edilebileceğini, birazdan değineceğim bu vasıfları taşıyan yöneticinin temsil ettiği aileyi, toplumu veya devleti iyi idare edeceğini, bu vasıflara sahip değilse yönetici konumunda olsa bile idareci olamayacağını ısrarla söylerim. İtirazı olanlara da tarihten günümüze yüzlerce örneğini bir çırpıda sıralayabileceğimi de hatırlatmak isterim.

Gönlümüzden geçen yönetici profili, aslında basit bir şekilde dile getirebildiğimiz bazı vasıflarıyla hepimizin beklentisidir. Toplum olarak yöneticilerimizin güvenilir, namuslu ve dürüst olmasını isteriz. Toplum ve devletin bekası aslında bu tip yöneticilerin çokluğuna bağlıdır. Tabi yalnızca güvenilir, namuslu ve dürüst olmak yeterli bir kriter midir, onu da tartışmak ve doğru değerlerle asıl beklentimiz olan yönetici profilini ortaya koymak gerekmektedir.

Daha önceki yazılarımdan da hatırlayacağınız gibi sık sık Allah (c.c.)’ın “Emaneti ehline teslim ediniz” buyruğuna uymanın önemi ve zorunluluğundan bahsetmekteyim. Yine İslâm’a hizmet eden ve inananlar olarak Nisa Suresinin 59.ayetinde; “Ey inananlar, Allah’a, peygambere ve içinizden emredecek kudret ve liyakata sahip olanlara itaat edin.” buyruğundan hareketle Allah’a ve Peygambere gerçek manada itaat eden yöneticilere itaat etmenin önemi ve mükellefiyetini de hatırlatmakta fayda bulmaktayım.

Biz çalışanlara dini ve toplumsal açıdan böyle bir itaat etme mükellefiyeti yüklenilmiş iken yöneticilerimizin de beklediğimiz vasıflarda olması en büyük isteğimiz ve hakkımızdır. Aksi takdirde ne yöneticilerden randıman alınır, ne toplumun beklentileri karşılanır. Devlet ve toplum olarak da sürekli bulunduğumuz noktada dönüp dolaşır, kendi kendimizi oyalar, huzur ve güven içerisinde bir toplum olarak yaşamaktan uzak kalırız. Bu durumda da her an farklı amaçları bulunan kapkara düşünceli grupların cirit attıkları, hemen hemen her safhada duruma hakim oldukları bir ortamın mağdurları ve huzursuzları olarak tarih sayfalarında yer alırız.

Ben gönlümden geçen ve Rabb’imize her an bunun için yalvardığım yönetici profilini biraz daha net bir şablon içerisinde sunmaya çalışayım. Bu profilin kısa özeti yönetici “Hz.Ebubekir gibi tevazu sahibi, Hz.Ömer gibi adaletli, Hz.Osman gibi cömert ve Hz.Ali gibi cesaretli” olmalıdır.

Tevazu, adalet, cömertlik ve cesaret. Bu dört vasfın hepsi bir arada bulunabilir mi acaba! Birçok dost ile bunları paylaşırken çoğu defa aldığım karşılığı da paylaşayım sizlerle. “Edip, sen de çok şey istiyorsun be kardeşim. Bu zamanda kimde olur bu vasıflar!” Aslına bakarsanız zor gibi gözüküyorsa da istediğim çok şey değil. İnancımıza ve insanlığımızın fıtratına biraz sadık kalırsak hepsi de olası şeyler. Tabi bu vurgulamaya çalıştığım unsurların da bazı hassas noktalarına değinmeden geçemeyeceğim.

Yönetici tevazu sahibi olacak, ancak nasıl bir tevazu! Tevazunun sözlük anlamı; büyüklük göstermemek, kibirlenmemektir. Yalnızca tanıdıklarına, yakın çevresine tevazu göstermekten bahsetmiyoruz elbette. Tabi ki hain düşünen ve bu tarz hareket içerisinde olan, bozuk fikirleri yayan, kurumun düzenini ve çalışanların huzurunu bozan, çalışma arkadaşları ve kurumsal hizmetten yararlanan vatandaşlara karşı kibirli olanlara tevazu gösterilmesini de kastetmiyoruz. Yöneticinin tevazusu; lügatinde da izah edildiği şekilde adil, ölçülü, doğru ve eşit bir tevazu olmalıdır. Bulundukları makamların büyüklük kuruntuları ile kendilerini avutmayan ya da zaman zaman astlarına ya da vatandaşlara karşı öyle hareket etmeyen, yaşamış olduğu bazı negatiflerden etkilenerek astlarına, bir gruba, toplumun bir kesimine kin tutmayan yöneticilere rastlarsanız biliniz ki onlar tevazu sahibi yöneticiler diğer bir ifadeyle gerçek idarecilerdir.

Yönetici adaletli olacak, ancak nasıl bir adalet! Adaletin sözlük anlamı; hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi, haklı ve haksızın ayırt edilmesidir. Yalnızca çevresindeki eş, dost, tanıdıklara adaletli davranmak değil kastımız. Bütün maiyetindekilere, kurumsal hizmetten yararlanan vatandaşlara adaletli davranmaktan bahsediyoruz. Tabi ki yine hain düşünen, bozuk fikirleri yayan, kurumun düzenini ve çalışanların huzurunu bozan, çalışma arkadaşları ve kurumsal hizmetten yararlanan vatandaşlara karşı zalim davranan, ahlaki zafiyetleri olanlara karşı da hak ettiklerinin karşılığı bir adaletin, hakları gasp edilenler açısından uygulanması gerektiğini de altını çizerek söylüyorum. Yöneticinin adaleti; lügatinde de ifade edildiği gibi haklı ile haksızı ayıracak, haklının hakkını koruyacak şekilde olmalıdır. Yine ölçülü, doğru, eşit ve Allah’ın razı olduğu bir adalet. Kısacası yöneticinin hizmetlerinde adalet kokmalı, adaleti kuvvetli olmalıdır. Blaise Pascal, “Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.”der. Platon’un da bu tespitini çok beğenirim. “Adaletsizliklerin en büyüğü adil olmayıp, adil gibi görünmektir.”

Yönetici cömert olacak, ancak nasıl bir cömertlik! Cömertliğin sözlük anlamı; El açıklığı, malı, parayı hayırlı yerlere dağıtmaktan lezzet almaktır. Cömertlik, İslamiyet’te iyi huyların en yükseklerinden biridir. Bu unsurdan söz ederken; yöneticiye teslim edilen devlet makamını, diğer bir ifadeyle makamın imkânlarını kendisine, çevresine, yandaşlarına çarçur etmesi/babasının malıymış gibi kullanmasını kastetmediğimiz aşikâr. İzaha çalıştığımız şey yöneticinin maiyetinde hizmet yürütenlerle bu hizmetlerden faydalanan herkese “hizmette ve hizmetin yetkilerini kullanırken” cömert davranmasıdır. Bir Arap atasözü vardır, bilirsiniz. “En makul cömertlik, en çabuk olanıdır.” Kısacası insan elinde imkân varken cömertlikte acele etmelidir. Yöneticinin cömertliği de doğru, açık, eşit ve çabuk tecelli etmelidir.

Peygamberimiz (s.a.s) “Cömertlik güzeldir fakat zenginlerde olursa daha güzel olur” buyurmuşlardır. Yöneticiler de ellerindeki yetkileri ve imkânları hizmet sunumunda cömert bir şekilde sergilerlerse hiç şüphesiz yönetmek onlara da daha fazla haz verir ve yönetimlerine güzellik katar.

Yönetici cesaretli olacak, ancak nasıl bir cesaret! Cesaretin sözlük anlamı; güç veya tehlikeli bir işe girişirken kişinin kendinde bulduğu güven, yüreklilik, yiğitlik, göz pekliğidir. Burada özellikle şuna temas etmekte fayda görüyorum. Olabilecek her hangi bir negatiflikte şiddeti, kaba kuvveti ortaya dökmek, karşısındaki dize getirmek, hor görmek-ezmek cesaret değildir. Cesaretten kastımız; kurumsal ve toplumsal menfaatler, devletin bekası açısından ortak doğrular için her türlü fedakârlığı ve riski göze almak, olaylar karşısında yürekli ve sağlam durmaktır. Yeri gelince değil yürüttüğü makamı gerekirse canını vermeyi göze almaktır cesaret. Yöneticilerin cesareti lügatinde de ifade edildiği gibi girişimde bulunacağı iş ne kadar güç veya tehlikeli olursa olsun kendisine güven duymalı, hata ve yanlışlardan dönebilme konusunda gözü ve yüreği pek adımlar atmalıdır. Konfüçyüs “Hata yapmak hiçbir şeydir, eğer hatırlamaya devam etmezsen” demiştir.

Evet yöneticilerin bazen hata yapmaları kaçınılmazdır. Ancak bu hataları düzeltmelerinin imkânını bulduklarında da bunu süratle düzeltme cesaretini gösterebilmelidirler. Hiç şüphesiz ki zaman geri getirilemeyen en önemli değerlerdendir. Bu bakımdan oyalanmadan yöneticilikte geçirilen zaman içerisinde tevazu, adalet, cömert ve cesaret bir gaye ve bir eylem olarak gösterilebilmelidir.

Şimdi neden bunlara temas ettiğim hususuna geleyim. Hiç şüphesiz bütün kurumlar insanlara hizmet etmek gayesi ile vardırlar. Ancak bazı kurumlar insan kitlesi ile daha yoğun bir şekilde karşılaşmaktadırlar. Türkiye’de de sağlık ve eğitim kurumları gibi. Meslektaşlarımız bilirler, tıpta kötü ve yanlış uygulamalara Tıbbi Malpatris deyimi sıkça kullanılmaktadır. Black’s Law Dictionary isimli sözlükte Malpatris “Bir meslek mensubunun mesleğini, toplumda mesleğin ortalama basiretli ve saygın bir mensubunun her şart altında uygulaması gereken bilgi ve beceri ile uygulamaması sonucu hizmetten yararlanan kişiye bir zarar vermesi.”şeklinde açıklanmıştır. Esasen tıptaki malpatris ifadesini sözlükteki anlamıyla günümüzdeki yönetimler için de kullanmakta yarar vardır. Özellikle emeğini sağlığa harcamış biri olarak 663 sayılı KHK’ler sonrasında kurumsal yönetimler için malpatris uygulamalara çok sıkça rastlanıldığını cesaretle ifade etmemizin hepimiz ve özellikle Türkiye’miz açısından gerekli olduğunu hatırlatmama gerek var mı, takdirlerinize sunuyorum.

Evet dostlar ! Bunca tatsız olaydan sonra Türkiye’miz de ve tabi ki sağlık çalışanları olarak sağlık teşkilatımızda yenilikler bekliyoruz. Tevazu sahibi, adalet sahibi, cömert ve cesaretli yöneticiler ve yönetimler bekliyoruz. Ve kısaca şu dörtlükle yazıma son vermek istiyorum.

Bizim istediğimiz ne baklava, ne börek.

Her makamda tertemiz vicdan denen bir yürek.

Tek ayağı üstünde kırk yalan söylememiş,

Sözüne güvenilir devlet adamı gerek.

Cuma’nız hayırlı olsun. Dua, selam ve saygılarımla …

Edip EROL

YORUMLAR

Toplam 3 yorum bulunmaktadır.

BAKİ TAŞTAN

edip bey kardeşim yüreğine sağlık allah yar ve yardımcımız olsun

09.08.2016, 10:41
mehmet yalçın

Yöneticilik işleri doğru yapan değil; doğru işleri yapan olmalı

11.08.2016, 18:36
Ayşe Günaydın

Sayın EROL hislerime dokundunuz teşekkürler. HAK ve HUKUK ihtiyacı hep var hep var olacak ancak insanımızın sırf kendini düşünen bencil egosunun yaptığı tavan kendine menfaat sağlamak için ne HAK tanıyor nede HUKUK .Bu konuda toplumda ne yazık ki bir ahlak anlayışı değişikliği var.
İDARECİ dediğin o makama geldiğinde ilk işi 4 kitabı okumalıdır.Yok edilen liyakat sisteminde ne hak eden makama gelebilir nede o makamlara gelenlerin Kitap’ın hükmünden haberleri olur.
Emeğinize ve yüreğinize sağlık

31.08.2016, 9:59