Son güncellenme :28.07.2016 18:59

Anasayfa > Genel > ASIL BUNDAN SONRA DERNEĞE İHTİYACIMIZ VAR..(3)

28.07.2016 Per, 18:59

 

ASIL BUNDAN SONRA DERNEĞE İHTİYACIMIZ VAR..(3)

ÇÜNKÜ DEVLETİMİZİN BİZE İHTİYACI VAR.

Devletimizin her zaman liyakatli personele ihtiyacı olmuştur ve olacaktır.

 

 

      Adaleti Savunanlar derneği: 6191 sayılı kanunun çıkmasına ve Yaş kararları ile TSK dan ilişiği kesilen Subay/Astsb kardeşlerimizin kurduğu  AS- Der Derneğinin sitesinde bir Araştırmacının makalesinden aldığım bölümü sizinle paylaşmak istiyorum.

 

6191 Nolu yasa;  Y.A.Ş kararı ile ilişiği kesilen Subay/Astsb lara MSB Lığının KABUL  şartı ile birlikte, emeklilik ve özlük hakları TSK’ da görev yapan emsalleri ile aynı olmak kaydı ile kamu kurum ve kuruluşlarına “ARAŞTIRMACI” ünvanı ile göreve başlama hakkı vermişti.

Özel sektörde çalışan ve emekliliği hak edenler genellikle emekliliği tercih ederek,  zor hayat şartlarında mevcut işlerine devam  etmeye çalışıyorlar. Kamuda araştırmacı olarak görev almak isteyenler ise, Devlet Personel Başkanlığı tarafından 26.08.2011 tarihi ile ilk atamaları yapıldı. Ataması yapılanların göreve başlamaları aralık ayına kadar devam etti ve her birimiz yeni görev yerlerinde çalışmaya başladık.

6191 Nolu yasanın çıkmasının üzerinden iki yıl, kamuda araştırmacı olarak çalışmak isteyenlerin atanmaları ve göreve başlamalarının üzerinden  bir yıldan fazla zaman geçti.

Yeni iş, yeni ortam, yeni insanların olduğu, belediye gibi kamuda görev alamayanlarımız için tekrar memuriyete dönüşe alışmak hiç de kolay değildi. Her şey bitmiş değil, yeni yeni sorunlar ve sorumluluklarla karşı karşıya gelmiştik. Her bir kurum ve idarecilerin bizlere bakışları farklı farklı olmuş, kimisi bizlere yeni  işe başlamış vasıfsız memur olarak bakmış, kimisi kendine rakip olarak görmüş, kimisi de iyi niyetine  rağmen bizleri nasıl değerlendireceğine, nasıl görevlendireceğine  karar vermekte zorlanmıştır.

Kurumlardaki idarecilerin bu tutumu bizlerinde kafasını karıştırmış, çalışıp, çalışmamak, risk alarak aktif görev yapmakla, risk almadan sabah gelip-akşam gitmek, suya sabuna dokunmadan günleri geçirmek arasında sıkışıp kalmış, arzu edilen şekilde verimli olamadan işyerinde olmanın imani ve vicdani rahatsızlığını duyanlarımız ne yapacağını nasıl davranacağını bilemez duruma gelmiştir.

Kurumlarda çalışan diğer memurların, genellikle maaş ve özlük haklarının bizlerden daha düşük olması, üstüne birde aldığımız maaşın karşılığını veremediğimiz görüntüsü oluşunca ister istemez dedi-kodular, hasetlik ve çekememezlik gibi durumlar meydana geliyor.

Sadece iş yerlerinde değil, toplumda da aynı minval üzere sorulan “Nerede, ne iş yapıyorsunuz, işe gidiyor musunuz, göreviniz nedir?” gibi sorulara net cevaplar veremediğimiz zaman, yakın çevremizde ve toplumda da boşuna maaş ödenen, işe yaramayan, vasıfsız, değersiz, olsa da olur olmasa da, arzu edildiği şekilde verimli olamayan, durumuna düşmek bizleri derinden üzmektedir.

İnsan nefsi tembelliği sever ama   (“O halde bir işi bitirince, hemen başka işe giriş, onunla uğraş.İnşirah-7 )ayeti kerimede belirtildiği gibi çalışmak için yaratılmıştır ki, ürettiği, başardığı, geliştiği zaman daha mutlu ve huzurlu olur. Bizler şimdiye kadar aleyhimizde, olumsuz bir haber yaptırmadığımız gibi, şimdiden sonra da aleyhimize olabilecek tutum ve davranışlardan kaçınmalı, çalışkan, sevilen, kimsenin aleyhine konuşmayan, yük alan, yardımcı olan, dik başlı değil ama başı dik olarak, gelene ağam gidene paşam demeyen,  gerektiği yerde tavır alabilecek cesarette, misyon ve vizyonumuzu oluşturmalıyız.  

Bulunduğumuz kurum veya birimde her birimiz temsil ettiğimiz misyon gereği eğitimimiz, bilgimiz, tecrübemiz ve kadromuza uygun işleri üstlenmekten kaçınmamalıyız. Bağlı olduğumuz Müdürlük’lerden bu konularda talepte bulunmalıyız, gerekirse bağlı olduğumuz Bakanlık, Rektörlük makamlarına resmi dilekçe ile müracaat etmeliyiz, bizlerin her zaman çalışmaya, görev almaya hazır olduğumuzun, kurum  çalışanlarının ve toplumun  bilmesini sağlamalıyız ki, aleyhimizde oluşabilecek menfi düşüncelerin önüne geçebilelim.

Hayata bakış açımız bizim hareket tarzımızı ortaya koymalıdır.

Evet buraya kadar 6191 sayılı Araştırmacı arkadaşımızın yaşadıkları, 4046 sayılı Özelleştirme Araştırmacıları ile hemen hemen aynıdır.

KHK ile Araştırmacı olan arkadaşlarımızın kendi kurum / kuruluşlarında çalışmaya devam etmesi, onların yukardaki zorlukları ve duyguları yaşamamaları onlar adına sevindiricidir.

KHK ler ile Kurumların tek tek organizasyon yapılarının değiştirilerek, yöneticilerden bir kısmının Müşavir ,bir kısmının ise Araştırmacı yapılması; o kurum/kuruluş çalışanları için bir şanstır.

Bu cümleme takılanlar olacaktır , bu sebeple açıklamak istiyorum.

 

-Kendi kuruluşunuzda siz insanların gözünde bir yerdesiniz,

-Kanun gereği böyle bir durumla karşılaştığınız çalıştığınız ortamdakilerce biliniyor,

-Çoğu beraber çalıştığınız personel size olan saygı ve hürmetleri devam ediyor.

 

Hükümet bu işlemi şöylede yapabilirdi,  KHK lerin personelle ilgili maddesine gelindiğinde oraya 4046 sayılı kanun 22. Maddesi veya 657 sayılı kanun 91. Maddesine göre işlem yapılır, derdi ve Md Yrd cısından , Genel Müdüre kadar tüm unvanlı personel Araştırmacı olurdu.

 

İyi ki böyle olmamış, çünkü o zaman böyle bir derneği kuramazdık. (Çünkü Araştırmacı(ö) lerle bu işi beceremedik kimse kusura kalmasın bu bir gerçek.)

 

Benim Araştırmacıların birlik ve beraberliğini önemsememin ve tüm Araştırmacıların bir sepette olduğunu sürekli vurgulamamın sebebi;

Gelecekte KHK ile Araştırmacı olan Arkadaşlar için 4046 veya 657 sayılı kanun 91. Maddesini işletme riski  ki bu risk her zaman vardır.

Böyle bir durumla karşılaşılmasını önlemek için dayanışma içinde olmak ve 6191 sayılı Araştırmacının taşıdığı endişeyi hepimizin taşıması gerektiği kanaatindeyim;

 

Biz Araştırmacıların işe yaramaz olarak değerlendirilmemesi, bizlerin bilgi birikimlerinin heder edilmeden, çalışma hayatına daha verimli nasıl kazandırılması gerektiğini konuşmalı, tartışmalı en uygun çözümü bulmalıyız.

 

Bunun yolu da Derneğe daha çok sahip çıkmak, üye sayısının artmasına yardımcı olmak ve fikir kulüpleri oluşturarak derneğe katkıda bulunmaktan geçer diye düşünüyorum.

 

 

Adaleti Savunanlar sitesindeki bir makaleyi okurken beğendiğim paragrafıda aşağıya aldım.

Çağdaş toplumlar artık birbirinden  kopuk  bireylerden çok, dayanışma içine giren insan topluluklarından  oluşmaktadır.

Eğer bugün karşı karşıya  bulunduğumuz ortak sorun “adaletsizlik” ise, bu sorunun çözümü de “adalet” değeri için yapılacak ortak mücadeleye bağlı olacaktır. Toplumsal barışın kurulması ve sürdürülmesi, yaşanan bir gerçek olan adaletsizlikler dizisinin ortadan kaldırılmasına bağlıdır.

Adalet, evrensel bir değerdir. İnsanların farklı kimliklerine, statülerine, aidiyetlerine göre değişmez. Hiç kimseye, şu veya bu kimlik ve statüye  mensup olduğu için siyasi, ekonomik, sosyal ve hukuki bir ayrıcalık veya ayrımcılık yapılmamalıdır.

 

Sevgi ve saygılarımla…

Ahmet ÖMEROĞLU

YORUMLAR

Toplam 1 yorum bulunmaktadır.

zülküf bağbars

derneğe ihtiyacımız var evet güzel derneğe üye olunmasınada ihtiyaç var evet oda güzel peki 2 aydır dernek üyeliği için başvuru yaptım bugüne kadar ne bana dönüş oldu nede üyeliğim yapıldı siz gerçekten ciddimisiniz

17.08.2016, 9:14